SİYAD Genel Merkezi ve Şubelerinin; 01 Mayıs 2010 Cumartesi günü güzel bir bahar akşamında, Ataşehir Zübeyde Hanım Öğretmen Evi Konferans Salonunda düzenlediği kültür ve sanat etkinliğine katılma ve aciz bir hizmetkarınız olarak gecenin sunumunu yapma onuruna nail oldum.
Kültür ve Sanat gecemizin önemli aktivitesi tiyatroydu. SİNOP Sanat Tiyatrosu, Çanakkale Savaşı'mızı ve İstiklal Marşı'mızın yazılışını konu alan “Kurtuluş” adlı enfes oyunu sahneledi. Kurtuluş Savaşı'mızın ne zor şartlarda kazanıldığının anlatıldığı bu güzel oyunu izlerken, biz izleyicilerin tüyleri diken diken oldu. Onurlandık. Duygularımız depreşti. Oyun bittiğinde tiyatro ekibinin sanat yönetmeni Erhan KAYA başta olmak üzere tüm oyuncuları ayakta alkışlarken, çoğumuzun gözyaşları yanaklarımızdan aşağıya süzülüyordu. Sanatçılarımıza böyle mükemmel bir oyunu bizlere izlettikleri için ne kadar teşekkür etsek az. Hakkınızı helal edin arkadaşlar !
Bu makalemde ana gündeme vurgu yaptıktan sonra, sıralama yapmaksızın serbest kürsü mahiyetinde, etkinlikteki gözlem ve düşüncelerimi siz sevgili okurlarımla paylaşacağım. Dolayısıyla makale formatından biraz çıkacağım.
SİYAD Genel Merkezi ve Şubeleri; birbiri ardına düzenlediği takdire şayan faaliyetleri ile adından sıkça söz ettiriyor. Salona iştirak eden güzel insanlardan, SİYAD'ın sanatsal alandaki etkinliklerinde ne kadar başarılı olduklarını bir kez daha dinliyoruz. Tabi bu başarıda SİNOP'lu ve SİNOP'a gönül verenlerin katkısı yadsınamaz. Bizleri yalnız bırakmayan sizlere çok teşekkür ediyor, ellerinize, ayaklarınıza, yüreklerinize sağlık diyoruz.
Salon başlarda boşdu. Sonradan gruplar halinde katılımla doluluk oranı arttı ama SİYAD bunun çok daha fazlasını hakediyor. Özellikle Genel Başkanım Sebahattin SUNGUR; o gecede salonu tıklım tıklım görmeliydi. Çünkü sevgili genel başkanım buna fazlasıyla layık.
Genel Başkanımız; SİYAD'a aşk derecesinde tutkulu, SİNOP'lu için son derece fedakar, mütevazi, inançlı, kararlı; vizyon ve misyon sahibi , SİYAD'ı sürekli geliştiren, iyileştiren, yenilikçi, ilime-bilime önem veren, örnek ve gerçek bir lider. Bu tartışmasız, eleştirilmeksizin böyle... Biline !
Sebahattin abi ! Gerçek SİNOP'lu her zaman her yerde 7 gün 24 saat seninle...Fiilen, zikren, fikren, bedenen ve ruhen...
SİYAD kendisine maddi ve manevi katkı sağlayan bir çok saygın hemşehrimizi, gerçek dostlarımızı plaket takdimi ile ödüllendirdi. Ataşehir ilçe sınırları içerisinde alınan SİYAD Genel Merkez ofisimiz ve Ballıca'da uzun yıllar için kiralanan piknik alanımız başta olmak üzere, eserlerimize maddi katkı sağlayan gönüldaşlarımıza her fırsatta teşekkürler sunuldu. Kendilerine bir kez daha buradan teşekkür ediyoruz. Sayın Genel Başkanımızı da bu hareketinden ötürü tebrik ediyoruz.
Sinop'lu sanatçımız Serkan ÖZTÜRK çok başarılı. Sahnesi çok iyi. Kendisini ülke genelinde başarıdan başarıya koşarken görmek istiyoruz. Serkan'a sanatçı ağabeyleri destek vermeli. Ağzına sağlık Serkan !
SİYAD Üsküdar Şubesi'nin desteği ile folklor ekibi Trabzon oyunu oynadı. Gençleri bir kez daha buradan alkışlıyoruz. Öyle mükemmel bir tiyatro izledik ki ! Hemen arkasından “aşuk ile maşuk” adlı oyunu ve SİNOP folklor ekibini oynatmaya gönlümüz el vermedi. SİYAD Üsküdar Şubesinin katkıları ile yetişen bu gençlerimizi, çocuklarımızı sadece sahneye alıp, plaket ile ödüllendirebildik. Gösteriyi sunamayanlar da, izleyemeyenler de lütfen kusura bakmasınlar.SİYAD Üsküdar Şube yönetimini kutluyoruz.
Unutmadan bu yavrularımız Halk Oyunları Federasyonu'nun düzenlediği yarışmada, iyi bir puanla 3 ncü oldular. Tekrar tebrikler !!!
1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününü kutluyoruz. ALLAH (C.C) tüm işçilerimizin yardımcısı olsun, helalinden rızıklarını genişletsin...
3 Mayıs Türkçülük Bayramını kutluyoruz. ALLAH (C.C) Yüce Türk Milleti'nin her zaman yar ve yardımcısı olsun...Ne mutlu TÜRK'üm Diyene !
Tiyatro aşka benzer. İnsanı hazin hazin ağlatır. Ama verdiği acının gücünde bir başka tat bulunur. Tiyatro evrene benzer. İnsanı doya doya güldürür. Ama yansıttığı tuhaflıklar, gülerken ağlamak için istekler doğurur. (Namık Kemal)
Sanattan mahrum bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. (Mustafa Kemal Atatürk)
Tiyatrosuz bir toplum yeni doğmuş bir çocuk sayılır. Tiyatro, adamı insan eden sanattır. Tiyatro, toplum kültürünün aynasıdır. Tiyatro, gönüller arasında bağ kurar. Tiyatro, kalp perdesini açan bir sanattır. Tiyatrosu olan bir ülkede kötülükler, çirkinlikler, yanlışlıklar sürüp gitmez. vb. Tiyatro ile ilgili bir çok anlamlı, doğru ve güzel söz söyleyebiliriz.
SİNOP'lu bu konuda da yetenekli. SİNOP Sanat Tiyatrosu bunun en güzel örneği. Milli Mücadelemizi konu alan “Kurtuluş” adlı mükemmel oyunun dışında, bir çok güzel oyunu var. Mesela; nükleer ve termik santrallere tepkiyi dile getirmek için oynadıkları “Tımarhane'de Özgürlük Var” adlı oyun. Çocuklara yönelik olarak “Kurşun Askerin Utancı” adlı oyun bunlardan sadece birkaçı.
Sanat Yönetmeni Erhan KAYA ile kulisde tanışma imkanım oldu. Tanıştığım gerçek sanatçılardan biriydi. Turnede gezdikleri il sayısını 57 olarak biliyordum ama 67 ile gitme ve oyunlarını sergileme imkanı bulmuşlar. Güzel yurdumuzun tüm bölgelerinde turneye devam ediyorlar.
SİNOP Sanat Tiyatrosu, SİNOP Nükleer Karşıtı Platformu'nun faal çalışan bir parçası olup, nükleer sorunumuzu TÜRKİYE geneline taşımak için sanatın büyük gücünü kullanıyorlar. Buradan yola çıkarak, nükleer santrallerin doğaya verdikleri zararlar başta olmak üzere, diğer çevre katliamlarını da anlatan bir oyunla il il dolaşıyorlar.
Sanat Yönetmeni Erhan KAYA diyor ki; Biz “eylem sanat” dediğimiz bu hareketimizle azımsanamayacak kadar insanın çığlığını haykırıyoruz. Net taleplerle halkın sorunlarının çözümünün birlik ve mücadeleden geçecegini açık bir dille söylüyoruz. Çevre katliamları ile normal katliamların farklı olmadığının bilinmesi gerektiğini vurguluyoruz. Biz bu sorunların sadece belli yerlerde olduğunu düşünürken zaman içinde ülkenin her köşesinde çevre katliamlarının devam ettiğini gördük. Önce bu duruma şaşırdık. Daha sonra ise yaptığımız işin ne kadar önemli olduğu anladık.
Erhan KAYA kararlı, tek yürek olup bu ve buna benzer sorunların üstesinden gelmek için; oyunları yasaklansa da, kendilerine salon vermeme engelleri ile karşılaşsalar da mücadeleye devam edecek. Sevgili Erhan KAYA, haklı olduğunuz mücadelede sizlerle beraberiz. Çünkü; SİNOP'ta ki proje yetkililier tarafından yeterince anlatılmalı, teknolojik gelişmelerden, ihtiyacın neden hasıl olduğundan, ne getireceğinden ne götüreceğinden bahsedilmeli, psikolojik olarak başta olmak üzere SİNOP'lu rahatlatılmalı.
Yönetmen Erhan KAYA başta olmak üzere SİNOP Sanat Tiyatrosuna,
bizlere izleme fırsatı verdikleri “Kurtuluş” adlı müthiş tiyatro gösterilerinden dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu gösteri, tek vücut haline gelmiş bir milletin, vatanı istila etmek isteyen düşmana karşı bağımsızlığını, onurunu ve bayrağını korumak için neler yapabileceğini bütün dünyaya gösterdiği destanımızı konu alan bir oyundu.
Tabi ne kadar izlesekde, düşünsekde, ne kadar okusakda, oynasakda; tarihe altın harflerle yazılmış böyle bir bağımsızlık mücadelesinin herhalde milyonda, milyarda birini anlayabiliriz.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)'de dini için savaşan ALLAH (C.C) dostlarının yanında Çanakkale'deydi. Atalarımızın, Mehmetçik'lerimizin yanındaydı.
Tarihler 1928 yılını göstermektedir. Osmanlı'nın son devir âlimlerinden, Cemal Öğüt Hoca Efendi hacca gider. Cumhuriyet yeni kurulmuş, hızlı bir değişim yaşanıyor, Çanakkale Savaşı'mızın üzerinden de on yılı aşkın bir zaman geçmiştir. Cemal Öğüt Hoca Efendi Mekke'deki vazifesini tamamladıktan sonra Medine'ye gider. Medine'de her zamankinden fazla kalır. Cemal Öğüt Hoca Efendi vaktinin çoğunluğunu Mescid–i Nebevî'de geçirir. Bu arada Peygamber Efendimizin ( S.A.V ) türbesindeki görevliyle aralarında yakınlık hâsıl olur.
Cemal Öğüt Hoca Efendi türbedarla yaptığı sohbetlerde bir şey dikkatini çeker. Türbedar Osmanlı Devleti'ne son derece bağlıdır, hatta o kadar ki Osmanlı adı geçtiği yerde muhakkak bir hürmet ifadesi belirtisi gösterir. Bu nuranî ihtiyarın Osmanlı'ya bu derece bağlı ve hürmetli olması Cemal Öğüt Hoca Efendi'nin merakını celbeder ve bir gün sorar:
"Sizde Osmanlı'ya karşı derin bir sevgi ve muhabbet görüyorum, bunun özel bir sebebi var mı?"
Nurani ihtiyar derin bir düşünceye dalar ve kısa süre sonra başını kaldırarak şöyle der:
"ALLAH (C.C) ve Resûl’ünün (S.A.V) muhabbeti, Osmanlı'yı sevmemi gerektirir."
Cemal Öğüt Hoca Efendi bu açıklamadan pek bir şey anlamaz. Türbedar da pek fazla bilgi vermek niyetinde değildir; ancak Cemal Öğüt Hoca Efendi bir şeylerin olduğunu anlar ve ısrar eder. Nur yüzlü ihtiyar anlatmaya devam eder:
"Osmanlı'yı sevmem için şu anlatacağım hâdise yeter de artar bile."
1915 senesinde Medine'de başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır:
1915 yılının hac mevsimi idi. Her hac mevsiminde olduğu gibi, dört bir yandan mü'minler geliyordu, bu gelenlerin içinde Hindistan ulemâsından, âlim, zahid, keşfi açık gerçek bir ALLAH (C.C) dostu da bulunuyordu. Bu ALLAH (C.C) dostu ile sizinle olduğu gibi aramızda yakınlık oluştu, sohbetine katıldık. O zamanlar Osmanlı'nın çok sıkıntıda olduğu zamanlardı, ehl–i küffar, İslâm'a karşı saldırıya geçmiş, Payitahtta Çanakkale Boğazı'nda büyük savaş oluyordu.
Hindistanlı âlimde bir şey dikkatimi çekmişti, sohbetlerinde ağlıyor, namazlarında ağlıyor, yolda yürürken bile gözünden yaş eksik olmuyordu. Ağlamadığı zamanlar bile devamlı hüzünlü idi. Merakım artıkça arttı ve bir gün kendisine bunun sebebini sordum:
"Efendi! mübarek yerdesin, gözün gönlün açılacağı yerde devamlı ağlıyorsun, ağlamadığın zamanlarda yüzünde hüzün var, bunun sebebi, hikmeti nedir?" Beni yanına oturttu, gözlerindeki yaş damlaları daha da hızlanarak akmaya başladı. Sonra yaşlarını sildikten sonra bana dedi ki:
"Ben uzun yılların hasret ile çok uzaklardan buralara geldim. Ben Kâinatın Efendisi'nin (S.A.V) kokusunu, ruhaniyetini Hindistan'dan alırdım. Şimdi buralara geldim, Efendimin (S.A.V) kabr–i şerifi başındayım, ama Hindistan'da aldığım feyiz ve nuranîliği burada bulamadım. Bu ne hâldir diye düşünüyorum, acaba bir günah mı işledim, bir suçum mu var? Efendim (S.A.V) benim üzerimden himmetini mi çekti? Ya da Efendim (S.A.V) burada değil, burada olsa onu hisseder, onun ruhaniyetinden bereketlenirdim. Bu hâl beni perişan etti… Ağlamamın sebebi budur."
Türbedar bu ALLAH (C.C) dostunu dikkatle dinledi, ancak o da bu işe ne bir yorum getirebildi, ne de bir şey diyebildi. Ancak nur yüzlü türbedarın da kafası karışmıştı. Bu Hindistanlı âlimin, yalan söyleme, abartı yapma gibi bir durumu söz konusunu değildi. Zira son derece samimî bir hâl içindeydi. Hindistanlı âlimin söylediklerine yabancı değildi. Her hac mevsiminde değişik bölgelerden gelen ALLAH (C.C) dostları ile karşılaşır, onları ALLAH (C.C) Resûlü'nün (S.A.V) ruhaniyeti ile nasıl bağlantılar kurduklarını bilirdi. Bu Hindli âlim de onlardan biri idi, türbedarın bunda zerre şüphesi yoktu. Peki, bu âlimin söyledikleri nasıl açıklanacaktı?
Yaşlı türbedar gündüz dinlediklerinin etkisinde kalmıştı, gece yatağına yattığında da kafasındaki soru işaretleri gitmemişti.
Sabah namazına kalkmadan önce türbedar bir rüya görür. Rüyasında Kâinatın Efendisini (S.A.V) görür. Nur yüzlü türbedar, edebinden Efendimize (S.A.V) bir şey soramaz. Dün yaşananlar aklına gelir, bir şey diyemez. Türbedarın düşüncelerine Kâinatın Efendisi (S.A.V):
"O kardeşimin hissettiği doğrudur. Ben her zamanki makamımda değilim, birkaç zamandır Çanakkale'deyim… Çok zor durumda bulunan kardeşlerimi yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Onlara yardım ediyorum…" diye buyurarak, hem türbedarın kafasındaki soru işaretlerini giderir hem de Hintli alimi endişelerinden ayırarak, gönlünün rahat olmasını sağlar.
Cemal Öğüt Hoca Efendi de, böylece türbedarın anlattığı hadiseyle Osmanlı’ya olan sevgisinin hikmetini ibretli bir şekilde öğrenmiş oldu.
“…Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”
ALLAH (C.C) bir daha bu millete bir istiklal marşı yazdırmasın. ( Mehmet Akif ERSOY )
Çanakkale Şehitleri'mizin ve İstiklal Marşı'mızın yazarı milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY'un ruhları şad olsun.
ALLAH (C.C) milletimizi korusun ve yüceltsin !
Osmanlı İmparatorluğu'nun torunları, Türkiye Cumhuriyeti'nin evlatları olan bizler; dinimize ve dilimize her zaman canımız pahasına sahip çıkacağız. Bu böyle biline...
ALLAH'a (C.C) Emanet Olun ! Hürmetlerimle,























Yorumlar
Yazılarından dolayı tebrik eder başarılar dilerim.
Ayrıca yazarlar olarak sayfada duran arkadaşlarda orayı boşuna meşgul etmesinler. selam ve muhabetle